jump to navigation

Innovation Timeline 24/02/2014

Posted by Aykut ARIKAN in Ar-Ge, süreç, Uncategorized, yaratıcılık, yeni ürün geliştirme, İnovasyon.
add a comment

Since I have been working on the Innovation concept and Innovation Management, I used to study Innovation and its management as a process. The initial step had been the generation of an idea that eventually resulted as a realised Innovation. The process itself had to be cyclic, enabling a certain feed-back option. And voila: here is our Innovation Timeline. The Timeline is divided into three, encompassing all phases of the Innovation Process: Back-end, Core, and Front-end Innovation. All phases have their scholarly equivalent counterparts, covering all steps of the Timeline.

I would like to express my special thanks to Mrs. Gabriela O. EVREN and Mrs. Ufuk ÖZGÜL for their long hours spent in discussing Innovation related issues thoroughly, and of course Mrs. Şebnem GÜRSOY ULUSOY, for her kind assistance in sketching out the document. I would also like to express my sincere appreciations to all my graduate students (current and previous) of the Knowledge & Innovation Management track, who gave me a variety of inspirations that provoked some fresh ideas during the development of the Timeline.

Your’re all doing a great job folks!

Here is the PDF file for downloading (version 1.1):Innovation Timeline

Reklamlar

Retorikten Realiteye İnovasyon: Provokatif Soru(n)lar 08/12/2009

Posted by Aykut ARIKAN in Ar-Ge, yaratıcılık, Zihni Sinir, İnovasyon.
2 comments
İnovasyon bugünün yeni anahtar kelimesi. Üstelik, kendini içi hızla boşaltılan bir retoriğe mahkum eden, sloganlaşmış bir anahtar kelime.

Birileri “Zihni Sinir” işleri inovasyon zannede dursun, diğerleri ürün/hizmetlerin yeniden konumlandırılmasıyla fena halde inovatif olmaya çalışıyor; başkaları da ürün/hizmetin ambalajıyla oynayarak, yaptıkları makyajdan medet umuyor. İşlevsel olarak, “Belirli Günlerin Anlam ve Önemlerini Açıklamaya” çalışan Kompozisyon Yarışmalarından pek de farklı olmayan, inovasyon yarışmaları da işin cabası. Dahası, bunların hepsi de Reklam Bütçesinden karşılanıyor.

Bütün bu olan-biten, bana geçmişte bir gençlik dergisinin başına getirilen ünlü bir şarkıcının, ilk yazı işleri toplantısına dalarak “Çocuklar, kreatif olmalıyız!” demesini hatırlatıyor; sanki dergi o güne kadar “kreatif” değil de başka bir şeymiş gibi… Sanki şimdiye kadar “inovatif olmak” zorunda değildik de, başımıza gökten zembille inovasyon indi – bundan sonra artık bizi sadece inovatif olmak paklar…

Gayrı, vakit konuyu bir kaç provokatif soruyla açmanın vaktidir:
  1. İnovasyonun kapsamı ne olacak; süreç mi, ürün/hizmet mi, yoksa organizasyonel değişim mi?
  2. İnovasyonun sahibi kim olacak; bir değişim unsuru olarak birey mi, yoksa organizasyon mu; ya da sermaye mi?
  3. İnovasyonu kim, nasıl yönetecek?
  4. Toplumsal altyapımız inovasyona ne kadar açık?
  5. İnovasyonu gerçekleştirecek Ar-Ge altyapılarımız, ne kadar işler?
  6. Bu Ar-Ge altyapılarını işletecek, sermaye birikimi/tahsisi sağlanmış durumda mı?
  7. Yasal çerçeve, entelektüel mülkiyet haklarının korunmasını ne ölçüde destekliyor?
  8. İş kültürümüzde, işbirliği mekanizmalarını hayata geçirecek güven ilişkileri, ne kadar kurumsallaşmış durumda?
  9. Daha önemlisi, bu işbirliği mekanizmalarını işletecek deneyim ve beceriye sahip insan sermayemiz, ne durumda?
  10. Belki de en önemlisi; inovasyonu isteyen, inovasyonun gerektirdiği başlangıç maliyetlerini, paydaş ve pazar baskısını, iş yükünü ve yapısal değişimi gerçekten göğüsleyebilecek, kararlı bir yönetsel irade var mı?
Bu sorular daha yolun başı, üstelik….