jump to navigation

Innovation Timeline 24/02/2014

Posted by Aykut ARIKAN in Ar-Ge, süreç, Uncategorized, yaratıcılık, yeni ürün geliştirme, İnovasyon.
add a comment

Since I have been working on the Innovation concept and Innovation Management, I used to study Innovation and its management as a process. The initial step had been the generation of an idea that eventually resulted as a realised Innovation. The process itself had to be cyclic, enabling a certain feed-back option. And voila: here is our Innovation Timeline. The Timeline is divided into three, encompassing all phases of the Innovation Process: Back-end, Core, and Front-end Innovation. All phases have their scholarly equivalent counterparts, covering all steps of the Timeline.

I would like to express my special thanks to Mrs. Gabriela O. EVREN and Mrs. Ufuk ÖZGÜL for their long hours spent in discussing Innovation related issues thoroughly, and of course Mrs. Şebnem GÜRSOY ULUSOY, for her kind assistance in sketching out the document. I would also like to express my sincere appreciations to all my graduate students (current and previous) of the Knowledge & Innovation Management track, who gave me a variety of inspirations that provoked some fresh ideas during the development of the Timeline.

Your’re all doing a great job folks!

Here is the PDF file for downloading (version 1.1):Innovation Timeline

İnovasyon Türleri 11/03/2012

Posted by Aykut ARIKAN in NPD, rekabet, sürdürülebilirlik, süreç, yaratıcılık, yeni ürün geliştirme, İnovasyon.
1 comment so far

Dünkü yazımda, inovasyonun belli başlı türlerini sıralamaya çalışmıştım. Bunları biraz açmakta yarar var diye düşünüyorum. Ancak dediğim gibi, bundan çok daha fazla inovasyon türü var; fakat burada önemli ve ilgi çekici bulduğum öncelikli bir kaç türü açıklamya çalışacağım.

 

Yeni Ürün Geliştirme (NPD – New Product Development):

İnovasyonun en bilindik türü. Ortaya somut bir ürün çıkar. Süresi uzundur: 18-24 ay arası öngörülüyor literatürde. Daha önce de yazdığım gibi, yeni ürün piyasaya çıkana kadar her şey maliyettir. Ortaya somut bir prototip çıkarılacağı için, bu maliyetler de oldukça yüksektir. Maliyetlerde en büyük payı, ARGE alır. ARGE ayrıca, sürecin en uzun bileşenidir. Tenolojik inovasyonlar genellikle bu türde yer alır. Halihazırda var olan bileşenlerin yeniden kullanılmasına (İngilizcesi: “Component Reuse”) çok açıktır. Genelde, yeni ürünün kendisi katma değerdir. Ancak yeni ürün üzerinden, başka katma değerler de yaratmak mümkündür.

 

Hizmet İnovasyonu:

Bilinirlikte ikinci sırada gelen inovasyon türü. Hatta hizmet sektörünü ayakta tutan şey de denebilir buna; zira hizmetlerin eknomik ömürleri, yeni ürünlere göre genellikle daha kısadır. Buna karşın hizmet inovasyonunun süreci ve maliyetleri de, görece daha düşüktür. Ancak, yaratabileceği katma değer, yeni ürünün yaratacağı katma değer kadar yüksek olabilir.

 

Süreç İnovasyonu:

İş süreçlerinin düzenlenmesi, değiştirilmesi, yeniden belirlenmesi, birleştirilmesi veya bölümlenmesiyle ortaya çıkan inovasyon türü. Maliyetleri, kimi zaman yok denecek kadar az olabilir. Süreci de, son derece kısa olabilir. ARGE’ye ihtiyaç duyulmasa bile, analitik bir çalışmaya büyük ihtiyaç vardır. Yönetim Danışmanlığı’na, en fazla ihtiyaç duyulan inovasyon türüdür. Maliyetlere doğrudan (azaltıcı) etkisi olduğundan, kârlılığı arttırma özelliği vardır. Buna karşın, etkisinini iyi ölçümlenmesinde de yarar vardır. Çoğunluka örgütsel direnç doğurur ve bu nedenle de, çok güçlü bir lider iradesine ihtiyaç vardır.

 

Yönetim İnovasyonu:

Yöneticillerin en sevmediği ve en yoğun direnç türüne sahne olan inovasyon türü. Zira burada, düzenleme, değiştirilme ve yeniden-düzenleme yönetim katında gerçekleştiği için, direnç yönetimin kendisinden gelir. Çok güçlü bir lider iradesi olmaksızın, hayalden öteye geçemez. Doğru uygulandığında başarı kesindir.

 

İş Modeli İnovasyonu:

Var olan iş modelinin, yani hangi kaynak, süreç, işbirliği ve değer ağıyla, maliyet ve nakit akışının, nasıl düzenleneceği konusu. Şirketler için yaşamsal bir konudur. Bu tür de, yoğun örgütsel direnç doğurabilir. Ancak bu direncin nedenleri, genellikle irrasyoneldir; zira temelinde bilgi ve bilinç eksikliği yatar. Yine bu tür de, güçlü bir lider iradesine ihtiyaç duyar.

 

Yeniden-konumlandırma:

Var olan ürünün veya hizmetin yeniden konumladırılmasına dayalı olan inovasyon türüdür. Yapısal ve işlevsel olarak, iş modeli inovasyonuna çok yakındır.

 

Hassas Ayar İnovasyonu:

Steve Jobs

Steve Jobs

Bu, çok yeni tanımlanmış bir tür. Hatta literatüre de, çok yansımadı. Ancak ben yine de, çok önemsiyorum. Toprağı bol olsun, Steve Jobs’un inovasyona getirdiği yeni bir boyut bu. Konseptlere ince ayarlar yaparak, bir tür yeniden-konumlandırmaya dayanan bir inovasyon türü. Apple ilk mp3 çaları yapmadı, ama iPod inanılmaz bir başarı sağladı. İlk akıllı telefon da, Apple tarafından üretilmedi; ama iPhone çok daha büyük bir başarı oldu. İş tabletlere gelince, ilk tablet üreticisi Apple olmamasına karşın, kimse iPad’in ticari başarısından şüphe bile etmiyordu zaten. Bu konuyu gündeme taşıyan ilk yazı, Malcolm Gladwell’in 14 Kasım 2011’de The New Yorker’da çıkan yazısı. Gladwell yazısında, Jobs için “tweaker” kavramını kullanıyor. Yani “ince ayar yapan”. Bence, enformasyon ekonomisin nereye gittiğini çok iyi görmüştü Jobs. Saydığım üç ürünü de, bir içerik platformuna bağlamasıyla ortaya çıkan bu ince ayar, bir dizi farklı inovasyon türüyle de ilişkili üstelik. Yılların donanım üreticisi olan bir şirket, bu platformla bir iş modeli inovasyonu da gerçekleştirerek, gezegenimizin en büyük yazılım ve müzik hipermarketini de işletmeye başladı. Bu platformda, dijital dergi ve içerik sağlayıcılarına, dağıtım hizmeti de vererek, bir yeni hizmet inovasyonu da başlattı.

 

Marka İnovasyonu:

Markalar da eskir, işlevsizleşir, değer kaybeder. Kısacası, entropik etki markaları da etkiler. Bu nedenle, markaların da, zaman-zaman inovasyona ihityacı doğar, ki yeniden rekabette yerlerini alabilsinler. Pazarlama guruları bu işi çok severler, ama çoğunlukla da inovasyonun ne olduğundan ve nasıl yapıldığından habersiz oldukları için, işi ya yüzlerine gözlerine bulaştırırlar, ya da yaptıkları iş, inovasyon falan olmaz – kötü bir makyajdan öteye bile geçmez. Marka inovasyonu için, öncelikle markanın değer vaadinin gözden geçirilmesi ve gerekliyese yeniden uyarlanması gerekir. Sonra da, o değerlerle kurumsal kimliğin ne kadar örtüşüp örtüşmediğinin belirlenmesi gerekir. Eğer fark çok büyükse, o zaman kurumsal kimliğin de yeniden gözden geçirilmesi gerekir, yani kurumsal değerlerin yeniden tanımlanması ve kurumun bu yeni değerlerle yeni baştan hizalanması. Bu da, stratejinin ve iş modelinin yeniden hizalanmasını, yani iş modeli inovasyonu gerektirebilir. Ancak bu hizlanmadan sonra, marka inovasyonu işlerlik kazanarak etki gösterebilir.

 

Açık İnovasyon:

İnovasyonun, açık kaynaklarla yapılması. Açık kaynak kodlu yazılım geliştirme, bunun tipik bir örneğidir. Bu tür genellikle, kitle istihdamıyla (İngilizcesi: “crowdsourcing”) karıştırılır. Evet, kitle istihdamı da, bir açık inovasyon türüdür, doğru. Ancak her açık inovasyon, kitle istihdamı değildir. Dahası, bazen kitle istihdamı bile, açık inovasyon olmayabilir. Dikkatli olmakta yarar var.

 

Sosyal İnovasyon:

Muhammed Yunus

Muhammed Yunus

En az bilinen inovasyon türüdür Toplumun, örgütlerin, toplulukların veya kitlelerin yapısal ve işlevsel olarak dönüştürülmesine dayalıdır. Dönüştürücü bir lider iradesine, kesin gereksinim duyulur. Muhammed Yunus’un mikro-kredilerle kadınları ekonominin temel aktörlerinden biri haline getirmesi, bu konudaki ilginç örneklerden biridir. Yine Mozilla Foundation veya Wikimedia Foundation gibi sosyal girişimler de, bu konudaki diğer ilginç örneklerdir.

Retorikten Realiteye İnovasyon: Provokatif Soru(n)lar 08/12/2009

Posted by Aykut ARIKAN in Ar-Ge, yaratıcılık, Zihni Sinir, İnovasyon.
2 comments
İnovasyon bugünün yeni anahtar kelimesi. Üstelik, kendini içi hızla boşaltılan bir retoriğe mahkum eden, sloganlaşmış bir anahtar kelime.

Birileri “Zihni Sinir” işleri inovasyon zannede dursun, diğerleri ürün/hizmetlerin yeniden konumlandırılmasıyla fena halde inovatif olmaya çalışıyor; başkaları da ürün/hizmetin ambalajıyla oynayarak, yaptıkları makyajdan medet umuyor. İşlevsel olarak, “Belirli Günlerin Anlam ve Önemlerini Açıklamaya” çalışan Kompozisyon Yarışmalarından pek de farklı olmayan, inovasyon yarışmaları da işin cabası. Dahası, bunların hepsi de Reklam Bütçesinden karşılanıyor.

Bütün bu olan-biten, bana geçmişte bir gençlik dergisinin başına getirilen ünlü bir şarkıcının, ilk yazı işleri toplantısına dalarak “Çocuklar, kreatif olmalıyız!” demesini hatırlatıyor; sanki dergi o güne kadar “kreatif” değil de başka bir şeymiş gibi… Sanki şimdiye kadar “inovatif olmak” zorunda değildik de, başımıza gökten zembille inovasyon indi – bundan sonra artık bizi sadece inovatif olmak paklar…

Gayrı, vakit konuyu bir kaç provokatif soruyla açmanın vaktidir:
  1. İnovasyonun kapsamı ne olacak; süreç mi, ürün/hizmet mi, yoksa organizasyonel değişim mi?
  2. İnovasyonun sahibi kim olacak; bir değişim unsuru olarak birey mi, yoksa organizasyon mu; ya da sermaye mi?
  3. İnovasyonu kim, nasıl yönetecek?
  4. Toplumsal altyapımız inovasyona ne kadar açık?
  5. İnovasyonu gerçekleştirecek Ar-Ge altyapılarımız, ne kadar işler?
  6. Bu Ar-Ge altyapılarını işletecek, sermaye birikimi/tahsisi sağlanmış durumda mı?
  7. Yasal çerçeve, entelektüel mülkiyet haklarının korunmasını ne ölçüde destekliyor?
  8. İş kültürümüzde, işbirliği mekanizmalarını hayata geçirecek güven ilişkileri, ne kadar kurumsallaşmış durumda?
  9. Daha önemlisi, bu işbirliği mekanizmalarını işletecek deneyim ve beceriye sahip insan sermayemiz, ne durumda?
  10. Belki de en önemlisi; inovasyonu isteyen, inovasyonun gerektirdiği başlangıç maliyetlerini, paydaş ve pazar baskısını, iş yükünü ve yapısal değişimi gerçekten göğüsleyebilecek, kararlı bir yönetsel irade var mı?
Bu sorular daha yolun başı, üstelik….